Türkiye’nin vicdanına sesleniyorum!

Türkiye’nin vicdanına sesleniyorum!

Takvimler Temmuz 2008’i gösteriyordu…

Ergenekon davası başladı, ülkede muhalif herkes ‘bu Ordu’ya yapılan bir kumpastır, bu adamlar darbeci değildir’ diye avaz avaz bağırdı ama nafile…

FETÖ’nün savcı ve belli başlı devlet görevlilerinden oluşan hainler ordusu Türk Silahlı Kuvvetleri’nin başına üşüşmüşken AKP kadroları ise bu kumpasa karşı çıkanlara darbeci, darbe sevici, bölücü, cuntacı ithamlarında bulundu.

Dönemin Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’a suikast düzenleneceği iddiasıyla başlatılan soruşturma kapsamında ‘kozmik oda’da 20 gün yapılan aramalarda TSK’nin devlet sırrı niteliğindeki belgeleri bugün firari olan FETÖ terör örgütünün savcılarının eline geçti.

Süreçte yüzlerce aile perişan oldu, insanlar bu iftiraları gururuna yediremeyip intihar etti. Devrin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan kalktı; ‘ben bu işin savcısıyım’ dedi.

İtalya’daki temiz eller operasyonunu referans gösterdi, ordu millet bütünlüğü zarar gördü, işin sonunda muhalefet haklı çıktı, Erdoğan; ‘KANDIRILDIM’ dedi.

Takvimler bu kez 2010 yılını gösterirken…

Açılım projesi başladı; iktidar muhalifi herkes ‘bu bir bölünme projesidir, bu işten vatana hayır gelmez’ dedi. Başta Erdoğan olmak üzere tüm AKP kadroları muhalefete; ‘siz kan üzerinden siyaset yapanlarsınız’ dedi. Şehit cenazeleri durunca; ‘sizin konuşacak hiçbir şeyiniz yok’ dedi. Hatta yetmedi, bu işe karşı çıkan herkesi vatan millet düşmanı ilan etti. Sürecin sonunda Sur’da hendek savaşları başlayıp her gün onlarca vatan evladı şehit düşünce;, Erdoğan yine ‘KANDIRILDIM’ dedi ve sürecin sonunda haklı çıkan yine muhalefet oldu.

Muhalifler, yıllarca cemaate AKP’nin sunduğu imkânları eleştirdi. Parsel parsel verilen arazilere karşı çıktı. Erdoğan’ın ‘yetti bu hasret geri dön artık’ demesine hep karşı çıkıldı.

Bu birlikteliğe destek veren herkese ağır eleştirilerde bulunuldu.

Cemaatlerin devlet içindeki zehirli yapılar olduğunu tüm muhalefet tek ses halinde bağıra çağıra söyledi. Ancak tüm AKP kadroları muhalefete, ‘din kitap düşmanı’ dedi.

Bunlar camileri ahıra çevirdi’ diye bağırdı çağırdı. ‘Benim türbanlı bacılarım’ diye başlayan cümlelerin içinde ülkenin Laik kesimini açık hedef haline getirdi.

Türkçe olimpiyatları için devletin tüm imkanları eli kanlı örgüte tahsis edildi. Sonunda ne olduğunu zaten biliyorsunuz, yine muhalefet haklı çıktı.

Üzerine toz kondurulmayan cemaat mensupları ise DARBECİ. Erdoğan ise kalkıp yine, ‘KANDIRILDIM’ dedi.

15 Temmuz gecesi millet sokaklarda vatanını kurtarmanın bedelini öderken, yanında AKP hükümetinin yıllarca cemaate karşı dost ve teslimiyetçi tutumunun bedelini de ödedi.

Hem de birçok vatandaşımız bu hataların bedelini ne yazık ki canıyla ödemek zorunda kaldı. Artık bu milletin muhalefete karşı önyargılarını kırıp onlara biraz kulak verme zamanı geldi de geçiyor bence.

FİLM ÖNERİSİ

Hani, ‘tavsiye edeceğiniz bir film varsa izlerim’ dediğiniz zamanlar olur ya; öyle bir anda belki izlersiniz diye söyleyeyim dedim. ‘’VİVA BELARUS’’ isimli filmi şiddetle tavsiye ediyorum. 2013 yılında İstanbul’da Suç ve Ceza Film Festivali’nde gösterilmişti.

Belarus’ta hala devam eden baskıcı Aleksandr Lukaşenko iktidarının totaliter rejim, muhalefeti sindirme ve topluma ‘ben olmazsam Belarus çöker’ politikası üzerine yapılmış Doğu Avrupa sinemasının birkaç başarılı örneklerinden biri.

Bizim de Türkiye olarak nereden nereye, nasıl geldiğimiz ve nereye gideceğimiz konusunda sizlere bir ayna tutacaktır diye düşünüyorum.

Atlamayın mutlaka izleyin derim…

Sevgilerimle.

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ