Coğrafi işaret yoksa, tarıma ihanet vardır

Coğrafi işaret yoksa, tarıma ihanet vardır

Gıda ve tarım ürünlerindeki “Coğrafi İşaret” kavramını, Dünya Ticaret Örgütü şöyle tanımlamaktadır: Belirgin bir niteliği, ünü veya diğer özellikleri itibariyle kökenin bulunduğu bir yöre, alan, bölge veya ülke ile bütünleşmiş bir ürünü gösteren ad veya işaretlerdir. Diyarbakır Karpuzu, Aydın İnciri, Antep Fıstığı, Malatya Kayısısı, Finike Portakalı, Gemlik Zeytini, Antep Baklavası, Afyon Kaymağı, Çorum Leblebisi gibi.

Coğrafi işaret tanımı, Paris Sözleşmesi ile 1940’lardan itibaren ortaya çıkmıştır. Son yıllarda yerel gıda ve tarım ürünlerinin değerinin fark edilmesi sonucu, bu değerlerin coğrafi işaret uygulamasıyla korunması yoluna gidilmiştir. Buradaki amaç; yerel üretimi ve kırsal kalkınmayı desteklemek, geleneksel bilgi ve kültürel değerleri korumak, turizme katkıda bulunmak ve ürün taklitçiliği ile mücadele etmektir.

ÜRÜNLERİN KATMA DEĞERİNİ ARTIRIYOR

Gıda ve tarım ürünlerinin coğrafi işaretli olmasının tespit edilmiş yararları saymakla bitmez: Üreticiyi ve tüketiciyi her açıdan korumaktadır. Ürünün kendisini de sahip olduğu özellikler açısından koruma altına alıyor. Ürüne olan güveni ve pazarlanabilirliğindeki şansını artırmaktadır. Menşe yerlerine bağlı ürünlerin yetiştirildiği ve işlendiği kırsal alanlarda ekonomik kalkınmayı ve sosyal hayatın gelişmesini sürdürülebilir hale getirmektedir. Ürünlerin nihai fiyatına % 20-50 arasında bir katma değer sağlamaktadır. Tüketicilerin % 75’inin coğrafi işaretli ürünlerin farkında olmadığı ancak farkında olanların % 75’inin de mutlak surette coğrafi işaretli ürünlere ilgi duydukları ve tercih ettikleri görülmüştür. Dolayısıyla insanların yöresel lezzetleri tatmalarının ve sağlıklı beslenmelerinin aracı olmuştur. Ürün özelliklerinin gelişimini ve kaliteli üretimi teşvik ettiğinden, ürünlerin yurt içinde ve dışında daha çok kazandıran pazarlara erişimini de kolaylaştırmaktadır.

Bu konuda insanları bilinçlendirmek ve onlarda bir farkındalık yaratmak amacıyla dünyanın hemen her tarafında yerel ürün festivalleri düzenlenmektedir. Bu sayede çeşitli özelliklere ve lezzetlere sahip yerel ürünlerin varlığının bilinmesine, anlaşılmasına ve tanıtılmasına çalışılmaktadır. 30 Ağustos Zafer Bayramıyla birlikte düzenlenen 5. Gemlik Zeytin Festivali buna en iyi örnektir. Bu tek başına yetmez tabi; önemli olan bu ürünlerin tüm özellikleriyle, coğrafi aidiyetiyle adlandırılmış olmasıdır. Ülkeler, kendi üreticisi ve üretici kuruluşlarıyla birlikte bu mücadelenin içine girmişlerdir.

Coğrafi işaret etiketinin kaydı, her ülke tarafından belirlenen yasa ve yönetmeliklere göre gerçekleşiyor. Uluslararası platformda ise etiketler, Dünya Ticaret Örgütü üyeleri tarafından tanınan fikri mülkiyet hakları konusunda çok taraflı bir anlaşma olan Ticaretle Bağlantılı Fikri Mülkiyet Anlaşması uyarınca düzenlenerek korunuyor.

1995 yılından beri Dünya Ticaret Örgütüne üye olan Türkiye, Avrupa Birliği Konseyi tüzüğünün 1992/2081 sayılı coğrafi işaretlere ilişkin maddesinden esinlenerek, 1995’te 555 sayılı kanun hükmündeki kararname ile gıda ve tarım ürünlerinin coğrafi işaretlerine olan ilgisini göstermiş, tescilleri vermekle de Türk Patent Enstitüsünü görevlendirmiştir. 2017’de sınaî mülkiyet kanunu ile bu kurumun adı Türk Patent ve Marka Kurumu olarak değiştirilmiştir.

9 ÜRÜNÜMÜZ DEĞERLENDİRME AŞAMASINDA

Ülkemizde 363 ürün bu kurumdan coğrafi işaret tescili almış, 407’si de başvuru aşamasındadır. Ancak bu tescillerin uluslararası bir geçerliliği yok, bunlar sadece Türkiye sınırları içinde geçerlidir. Dünya çapında tescil için ise uluslararası otorite olan Avrupa Birliği Komisyonuna başvurulması gerekmektedir. Ne yazık ki bugüne kadar başvurusu yapılan onca ürün arasından sadece 3’ünün coğrafi işaret tescili alınabilmiştir; Antep Baklavası, Aydın İnciri ve Malatya Kayısısı. 9’unun da başvurusu kabul edilmiş olup değerlendirme aşamasındadırlar.

AB üyeleri başta olmak üzere tüm gelişmiş ülkelerde sadece gıda ve tarım ürünlerine coğrafi işaret verilmektedir. Anlaşılması güç ama biz, madenleri, el sanatlarını, kimi sanayi ürünleri, doğal ürünleri ve hayvanları da dâhil etmişiz, coğrafi işaret uygulamalarımıza. Hâlbuki uluslararası uygulamada bunun yeri yok. Biz ziraatçılar, 20 yıldır bekleyen “Coğrafi İşaretlerin ve Geleneksel Özellikli Ürün Adlarının Korunması Hakkındaki Tasarı”nın bir an önce kanunlaşmasını, ayrıca bu konunun sağlıklı bir zemine oturtulması ve amacına uygun yararlı hizmetler verebilmesi için de Türkiye’de mutlaka bir Yöresel Coğrafi İşaretler Enstitüsü’nün kurulması gerektiğine inanıyoruz.

Coğrafi işaretli ürün sayısı dünyada 10 bini aşmış olup, bunların % 90’ı demokrasisi gelişmiş ülkelere aittir. Bunun nedeni, bu ülkelerde tarımın ve küçük üreticinin yeterince destekleniyor olmasıdır. Bu ürünlerin dünyadaki pazar payı 200 milyar Doları geçmiş bulunmaktadır. Bu pazarın 55-60 milyar Euroluk kısmı AB üyesi ülkelerine aittir. Örneğin İtalya sadece Parmesan Peyniri’nden 1.5 milyar Euro gelir elde etmektedir. Fransa’nın Rokfor Peyniri, İngiltere’nin İskoç Viskisi ha keza.

TÜRKİYE’DEN YALNIZCA 3 ÜRÜN…

Oysa Türkiye bir tarım ülkesidir. Değişik iklim koşullarından ötürü yerel tarım ürünlerinin en çok yetiştiği bir coğrafyadır. Anadolu aynı zamanda bir medeniyetler beşiğidir; farklı kültürlerden miras kalan ve dünyanın hiçbir yerinde bu çeşitlilikte olmayan zengin bir mutfağı bulunmaktadır. Türk Patent ve Marka Kurumu’na göre şimdilik Türkiye’de coğrafi işaret alabilecek 2 bin 500 ürün bulunmaktadır. Kimi uzmanlar bunun çok daha fazla olduğunu iddia etmektedir. Hal böyle iken, (8 Ağustos 2018 itibariyle) yalnızca 3 ürünün AB Komisyonu’nca coğrafi işaret korumasına alınmış olması Türkiye’nin ayıbı değil midir? Türkiye’de bu devasa potansiyelin değerlendirilmesini kim engelliyor? Genel veya yöresel bunca tarımsal ürün ve gıda çeşitliliği varken ülkemizde, kim, neden, niçin üretimi durdurup, milletimizi elin gâvuruna muhtaç hale getiriyor?

Türkiye böyle değildi. Devletimizin banisi büyük Atatürk, bugünkü coğrafi işaret meselesini ta o günlerde görmüş gibi, yöresel ürünlerin iyileştirilerek istihsalini sağlamak amacıyla tarıma destek vermiş, bölgeler arasında gelişmişlik farkı olmasın ve üreticiler bulundukları yöreden bir başka yöreye göç etmesin diye tarıma dayalı sanayiyi yerinde kurmuştur. Tarımda gelişmiş ülkelerin bugün yaptığını yine o günlerde düşünerek, çiftçinin gücünü kooperatiflerde birleştirmiş ve ürününe alım garantisi vermiştir.

TARIM POLİTİKASI YOK

Sonuç olarak, coğrafi işaretlerin yurt içindekileri değil, uluslararası düzeyde olanları ait oldukları ürünlerin dünya çapında tanınmasını, pazar değerinin artmasını sağlayabilir. Ülkemiz de ancak o şekilde itibar kazanabilir; tarımını ve coğrafi işaret alabilecek yöresel ürün çeşitliliğini katlederek değil! Dolayısıyla Türkiye’nin Atatürk döneminde olduğu gibi bir tarım politikası olmalıdır ki bu konuda da ulusal bir politika üretebilsin.

İddiamız o ki, dünyada en çok coğrafi işaret almayı hak eden gıda ve tarımsal ürün çeşitliliği Türkiye’de bulunmaktadır. Ama buna rağmen, Türkiye, bu konunun uluslararası otoriteleri tarafından Fas ve Paraguay gibi ülkelerle aynı kefeye konuluyorsa eğer, demek ki birileri Türkiye’ye ve Türkiye’nin tarımına ihanet etmektedir.

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ