Gündüz programlarının yan etkileri

Gündüz programlarının yan etkileri

Selam, yasaklı bayramı bekleyen tüm kader mahkumları! Yani korona mağdurları siz değerli okuyucularımıza…

Bazen iyi halden, bazen yaş itibariyle, kimi zaman içeride kimi zaman dışarıda ama hep şafağı sayan ama çoğunlukla saymayı bıraktığımız, evlere apar topar tıkılmak zorunda kaldığımız yıllar oldu sanki…

Hiç unutmam!

Durumun vehametini anladığımızın bir gün öncesi bile türküler söyleyerek doğada yürüyüş yapıyorduk. Bir gün sonrası nasıl bir hızla bir şuur geldiyse bize, kendimizi evde bulduk. O yetmezmiş gibi bir taraftan da kolonya, maske almak için çaresizce ordan oraya savruluyorduk… Hala hafızamın o kısmında bir boşluk var, aylardır bas bas bağıran dünya gündemi, ne olmuştu da o “bir günde” bizi nihayet etkileyebilmişti…

Her neyse; devamında adaptasyon sürecine girdik. İlk günler biraz zorlansak da nihayetinde insan nelere alışmıyor ki…

Üstelik ölüm var ucunda.

Bazılarımız kitap okumaya, izleyemediğimiz filmleri seyretmeye başladık. Hobiler edinmeye, maharetlerimizi keşfetmeye başlayanlar da çok oldu. Hatta her gün sosyal medya takipçilerini merakta bırakmamak için canhıraş bir şekilde ‘o mekan benim, şu mekan yine benim’ deyip, en lüks yerlerden paylaşım yapan vefakar arkadaşlar! Bu kez normalde yemedikleri ekmeği, kendileri yapıp yayınlamaya başladılar. Arada ‘evde saç nasıl boyanır, incelikleri nelerdir’ videoları bile attılar. Gören de “apartman dış cephesine iskele nasıl kurulur, sıvası nasıl vurulur, ardından boyası nasıl yapılır” anlatılıyor sanırsınız. Öyle bir ciddiyet yani. Kıyamam ya, halbuki yıllardır bu setler raflarda ve binlerce kadın kullanmakta, ben dahil. Hani belli bir ihtisas da gerekmiyor, okuma yazma bilmen yeterli. Hatta bilmesen bile olur, kılavuzunda harika resmedilmiş. Olsun ama takdir ediyorum, bu zor günlerde yine de görevlerini ihmal etmediler. Aslında biraz sıradanlaşmanın tadını da almış olduklarını düşünüyorum.

Ha bir de evde vaktin su gibi geçmesini sağlayan gündüz programları var.

Ciddiyim!

Farklı bir auraları var, izleyeni hemen içine çekiyor! Başlamaya görün, zaman nasıl da geçiyor. “İnsan kınadığını yaşamadan ölmezmiş” derlerdi eskiler, doğruymuş. Sanırım artık ölebilirim! Kitap çalışmalarına mola verdiğim zamanlardan birinde kanallarda zapping yaparken saat 16:00 gibiydi, dün gibi hatırlıyorum. Böyle bir programa denk geldim. Bir kadın kocasını arıyordu, kocasının beraberinde gittiği bir kadın var, onun da bir kocası var. Bir de çocukları var. Çocuğun babasının kim olduğu sorgulanmaya başlandı. Sonra DNA testi ve çocuk ikisinin de değil!

Ee ne olacak peki?

Sonra devam eden günlerde programın konseptinin bu olduğunu anladım. Birileri kaçmış, birileri bulmaya geliyor ve şecereleri, aile sırları kamuya açılıyor. Bir de bu programların moderatörleri var. Bunlar, hem tıp alanında, hem hukuk alanında, hem de psikolojide doktora yapmış gibi çok donanımlılar! Öncelikle gelen konuklara bir anne şefkatiyle davranıyor. Sonra bir hakim edasıyla yargılıyor, oradaki birkaç alkışlayan jüri eşliğinde de kararı veriyor. Devamında ise öyle bir terapi seansı veriyor ki; bayılanlar, ağlamaktan bitap düşenler veya saçını başını yolanlar. Öylesine etkili seanslar yani… Ve bu yaşlı, genç, çocuk fark etmiyor. Hatta seyrettiğim bir bölümde gencecik çocuğun o kadar çok üstüne gidildi ki program sonunda çocuk, bırakın babasını bulmayı, kendini bile kaybetmiş bir hale sokulmuştu…

Bu programların ciddi bir şekilde denetlenmesi, hatta bir çoğunun yayından kaldırılması hayati önem taşımakta. Çoğunun alt gelirli, sosyoekonomik olarak da zayıf olduğu bu katılımcıların reyting uğruna aba altından rencide etmek, aşağılamak, sonrasında iyilik adına şamaroğlanına çevirmek korkunç bir durum. Amaçları gerçekten iyilikse bırakın herkes işini yapsın! Terapiye mi ihtiyacı var, bir psikoloğa yönlendirin. Maddi imkansızlıktan mı bu halde, bununla ilgili girişimlerde bulunun.

Ama bölüm başına milyonlar alacaksınız diye bu insanların bir de onurlarını ellerinden almayın!

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 6 YORUM
  1. Avatar Pınar gültekin dedi ki:

    Çağla hanım yazılarınız toplumsal yaralara parmak basmakla kalmıyor çözüm yolları ve akıcı uslubunuzla insanların bakış açısını değiştirmek hatta gözden kaçanları gözönüne serüp farkındalık oluşturuyorsunuz teşekkür ederim

    1. Çağla ŞAHİN Çağla ŞAHİN dedi ki:

      Öncelikle size teşekkür ediyorum. Çünkü yorumunuz bu konuda duyarlılığınızın güzelliğine ayna tutuyor. Bu tür konularda toplum olarak tepki göstermek hepimize düşüyor askında. Bu programlar topluma fayda bir tarafa, uzun vadede telafisi zor problemler doğurması kaçınılmaz görünüyor.

  2. Tansel Saylı Tansel Saylı dedi ki:

    Cagla Arkadaşım… maalesef çok haklısınız. .. toplum ve aile değerlerinin yok olduğu .. sırf izlenim oranları yüksek olsun diye yapılan değişik. .. programlar…

    1. Çağla ŞAHİN Çağla ŞAHİN dedi ki:

      Aynen öyle malesef. Reyting uğruna insanlara yapılan psikolojik şiddet ve kişileri toplum önünde aşağılamaları inanılır gibi deği. Üstelik bunun izleyiciye yansıtan yönünde ayrıca konuşulması tartışılması gereken önemli bir mevzu. Güzel yorumlarınızada bu arada teşekkür ederim.

  3. Avatar Nigar Bölüker dedi ki:

    Çağla hanım toplumun yarasına parmak bastınız.Bu programları seyredenler var,benim halkım uyanmasın zihniyeti..Bir taraftan ahlak bitmiş,bir taraftan Ülkede olanlardan habersiz millet..

    1. Çağla ŞAHİN Çağla ŞAHİN dedi ki:

      Tabi aynen öyle çok haklısınız. İnsanların zihinlerini özellikle bu evde kalma sürecinde iyice aşağıeçekmek düşünmelerini engellemek. Asıl meselelerden uzaklaştırmak. O yüzden bu kapitalizmin patronlarına pirim vermemek gerek. Dışarda neler oluyor bu kafesten çıkmalıyız.Aydın yorumlarınız için teşekkür ederim…

BİR YORUM YAZ