Pencereden görünen umut…

Pencereden görünen umut…

Mart ayının ortalarında yapılan ‘evde kal’ çağrısından bu yana hepimiz pencerelerin ardından seyrettik hayatı, aynı duyguları yaşadık hasta ve engeli olduğu için evlerinde kalan insanlarla. Doğuştan engelli olduğu kadar trafik kazası, iş kazaları, istenmeyen genetik hastalıklar gibi yaşadığı talihsiz olaylar sonucu evde olmak zorunda olan büyük bir iş gücü potansiyelimiz mevcut. Bu insanlarımıza onlara bakmak için evlerinde kalan aileleri de eklendiğinde bu potansiyel iş gücü daha da büyümekte.

Pandemi bize bireysel, kurumsal, sosyal yaşam, eğitim, gelişim ve dönüşümün sürdürülebilirliği için insan doğasını, imkanları ve teknolojiyi nasıl daha verimli kullanabileceğimizi gösterdi. Deneyimlediğimiz bu yeni dünyada bireysel ve profesyonel hayatın kuralları tekrar yazıldı. Dijital dönüşüm süreciyle beraber hayatımızda olan ve pandemi ile birlikte tekrar şekillenip ‘Yeni Normal’i oluşturan farklı dijital yaşam, gelişim ve öğrenim çözümlerini konuşmaya başladık.

Pandemi evde çalışmayı bir tercih değil, herkes için bir zorunluluk haline getirdi, engelliler için ise bu durum geçmişten bugüne halen bir zorunluluk. Engellilerin evde çalışma dinamikleri, potansiyelleri, alışkanlıkları o kadar önemli bir birikim ve o kadar önemli bir tecrübe ki evde çalışma ve yeni normalde o görünmeyen engelli iş gücü, görünmeyen bir hazine niteliğinde.

Organizasyonların evde çalışma ve yeni normalde çalışmanın araç ve yöntemlerini, potansiyellerini keşfetme sürecinde olduğu bu dönemde; elimizdeki verileri doğru analiz ederek, mevcut yaşanmışlık bilgilerini ve pandemi sürecindeki deneyimlerimizi teknoloji ile birleştirerek engelli vatandaşlarımızın eğitimi ve istihdamı için doğru bir politikanın benimsenmesini sağlamalıyız. Elimizde ölçülebilir veriler olmasını sağlayıp, hangi engellilik seviyesinde, nüfus oranına göre ölçülebilmiş kaç kişi var, bu insanların beceri ve kapasiteleri nelerdir konusunda analizler yaparak adım adım bir yol haritası oluşturulmasını sağlamalıyız. Bu konuda bugüne dek çalışmalarını sürdüren kurumlar, dernekler ve alt yapı için teknolojiye yatırım yapan firmaların da desteğini almalıyız.

Modern çağın isimsiz bilgelerinden biri şöyle der:

“Bir ülkenin gelişmişlik düzeyi ve kaldırımlarının yüksekliği arasında ters orantı vardır.”

Ne kadar doğru bir tanımlama. Ülkemizde de ne yazık ki her şey mükemmel değil. Sorunumuz devletimizin, toplumumuzun kendi engellilerine bakış açısında. Bu bakış açısını eğitimle değiştirebiliriz. Eğitim sistemimizde değişiklikler yapabileceğimizi ve insanlarımızı evlerinde eğitebileceğimizi pandemi süreci bize gösterdi.

Burada sorumluluk yalnızca devlete değil topluma da düşmekte. Tüm organizasyonların kültürel yapılarına uygun, belki de bugüne kadar yazılı olmayan yaşayış şekillerini tekrar farklı bir bakış açısıyla yeniden değerlendirmesi gerekmekte. Bu çalışma tarzı insanların, organizasyonların ilişkileri kurmanın temellerine yeniden bakmalarını ve teknoloji alt yapısı kurmalarını gerektiriyor.

İş Kanunu’nunda “İşverenler, elli veya daha fazla işçi çalıştırdıkları özel sektör işyerlerinde %3 engelli; kamu işyerlerinde ise %4 engelli bireyi meslek, beden ve ruhi durumlarına uygun işlerde çalıştırmakla yükümlüdürler.” demektedir. Bu oran engelli bireylerimizi hayata kazandırmamız için çok az. Bakış açımızı değiştirerek engelli bireylerimizin her birini hayata kazandırabilir, onlara istihdam sağlayabiliriz. Kazandıklarımız arasından Leyla Atakan’lar, Fatma Aliye Topuz’lar ve Aziz Sancar’lar da çıkabilir belki de.

Engellilerimizin beceri ve yetkinliklerinden faydalanan, girişimciliklerini destekleyen bir istihdam sistemi oluşturmalıyız. Pandemi bize engeli olan insanlarımızın yazılım bilişim sektöründe, sosyal medya ve daha birçok sektörde raporlama ve veri analizi yapılmasında, bankacılık hizmetlerinde, çağrı merkezlerinde ve teknoloji kullanıldığında neredeyse her sektörde istihdam edilebileceğini gösterdi. Bu gerçeği göz ardı etmemeliyiz.

Eğitmeli, değer vermeli, becerilerini geliştirmelerine ve kullanmalarına olanak sağlamalıyız. Hiçlikte kaybetmemeliyiz insanlarımızı. Toplum olmanın temelinde çokluk, farklılık, benzerlik kadar benzemezlik de vardır. Toplum ve devlet karşısında bireyler yalnız ve çaresizdir. Engelli bireylerimize yalnız ve çaresiz olmadıklarını göstermeliyiz. Engelli olanın bireyler değil, devlet ve toplum olduğunu görmeli, anlamalıyız. Devlet engelini iyileştirmeli, toplumu bir bütün olarak algılamalıdır artık!..

Pencereden bakanlara bir umut olmalıyız artık!

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 1 YORUM
  1. Avatar Dr. Halit fesih kalkan dedi ki:

    Toplumsal duyarlığı arttıran farkındalık ve bilinç artırıcı bu köse yazınız için çok teşekkür ederim
    CAMDAN BAKANLARA BIR UMUT

BİR YORUM YAZ