Sığ suda boğulmak…

Sığ suda boğulmak…

Şayet yüzme bilmiyorsanız, içine düştüğünüz suyun ne kadar derin olduğunun bir önemi yoktur.

Süs havuzunda bile boğulabilir insan.

Şayet, siz oturduğunuz koltuğa değil, o koltuk size değer katıyorsa, annenizin ya da babanızın size isim verirken kurmuş olduğu hayaller sizin devlet adamı olduğunuz anlamına gelmez.

Bir gün o koltuğu terkettiğinizde sizi hayırla yadedecek kimse kalmayacaktır arkanızda.

Şayet, size oy veren insanların hassasiyetlerini bilmiyorsanız, size “Bilge” denilmesinin de bir önemi yoktur.

Sizin, bilgeliğin “B”sinden, siyasetin “S”sinden nasibini almamış birisi olduğunuz apaçık ortadadır.

Hemen her şeyin, akla mantığa uymayan durumların bile bir izahı bulunabilir. İki kere ikinin 4 değil de 5 ettiğini anlatan yaklaşımlar var örneğin. Okuyanın kafasının karıştığı, ‘acaba’ dediği yaklaşımlar.

Ama hiç kimse, son günlerde Bilge(!) liderin söylemlerine, yaptıklarına veya yapmadıklarına akıl erdiremiyor.

Siz hiç sayın Kılıçdaroğlu ile ilgili herhangi bir eleştiriye, sayın Akşener tarafından cevap verildiğini gördünüz mü?

Ya da sayın Karamollaoğlu tarafından?

Veya tersi bir duruma şahit oldunuz mu?

Olamazsınız da.

Zira siyasi ahlak, siyasi etik, akıl, mantık buna izin vermez.

Ama sayın Erdoğan ile ilgili her eleştiriye, sayın Erdoğan’dan, Cumhurbaşkanlığı sözcüsünden veya AKP sözcülerinden evvel Sayın Bahçeli’yi cevap verirken görüyoruz.

Nedir bu gayretkeşlik, bu kraldan çok kralcı tavır?

İnsan ister istemez düşünüyor; acaba kendince tuttuğu adalet terazisinde, daha bir kaç yıl önce yapmış olduğu hakaretleri mi dengelemeye çalışıyor?

O Erdoğan ki; daha bir kaç yıl önce Bahçeli’nin gözünde, tekeden sağılamayan süt, suda yanmayan ateş, balda bulunmayan tuz idi.

Sayın Bahçeli’ye göre her vatan evladından cumhurbaşkanı olurdu ama evdeki parayı sıfırlarken haysiyetini de sıfırlayan Erdoğan’dan Cumhurbaşkanı olamazdı.

Gelin görün ki, her biri hakaret davasına konu bu ithamların muhatabı, sayın Bahçeli’nin Cumhurbaşkanı adayı ve nihayetinde Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı oldu.

Bilgelik(!) bu olsa gerek…

Sonrasında İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu için de çirkin ifadelerin yanı sıra “Bundan belediye başkanı olmaz” demişti.

Sayın İmamoğlu, 850 bin oy farkı ile Başkan oldu.

Yakında sayın Erdoğan’dan Bilge(!) lidere “lütfen susun” ricası gelirse şaşırmamak lazım.

Yazımızın girişinde ifade ettiğimiz, liderin kendisine oy veren seçmenin hassasiyetlerini bilmesi gerektiği ilkesine geri dönecek olursak;

Hatırlarsınız, yenilenen İstanbul mahalli seçimlerine üç gün kala, iktidar “denize düşen yılana sarılır” misali, bebek katili Öcalan’dan medet ummuş, teröristbaşının HDP seçmenine tarafsız kalmaları yönündeki mesajını, devletin resmi ajansı eliyle servis etmiş ve Bilge(!) lider bu konudaki tepkisini(!) HDP’nin vahim sapmasına, Zillet İttifakı’na verdiği rezil desteğine itirazın, tepkinin ve bundan duyduğu rahatsızlığın eseri ve sonucudur” şeklinde ifade etmişti.

Düşünebiliyor musunuz?

Söz konu olan binlerce masum insanın ölümüne neden olmuş bir teröristin beyanı.

Zillet dediği şey İstanbul’un %55’i. Yani 4 milyon 741 bin 870 kişi.

Önemsediği şey bebek katili bir teröristin duyduğu rahatsızlık.

Eleştirdiği şey, yasalara göre kurulmuş, yasal olarak denetlenen ve faaliyetlerini bu çerçevede yürüten bir partinin teröristbaşının talimatlarına uymaması.

Netice mi? Bu beyanatın ardından bir gecede Binali Yıldırım’a oy vermekten vazgeçen ve Ekrem  İmamoğlu’na yönelen 150 bin MHP seçmeni.

Seçim sonuçlarını en doğru tahmin eden iki araştırma şirketinden bir olan Aksoy Araştırma’nın verilerine göre; teröristbaşının mektubunun iktidar eliyle servis edilmesi ve Bilge(!) liderin bu beyanatından sonra ‘İmamoğlu’na oy vereceğim’ diyen MHP seçmeninin oranı yüzde 22’den yüzde 50’ye yükselmiş.

İşte budur, sığ suda boğulmak denilen şey…

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ