Toplum mühendisleri sınıfta kaldı

Toplum mühendisleri sınıfta kaldı

Değerli dostlar,

Bu kocaman dünyada ülkeleri ve insanları kendi dünyasına hapsetmeye çalışan virüs ve onun işbirlikçisi korku imparatorluğunun ardından bizi nasıl bir dünya, sınırlar, insanlık, ekonomi, siyasal sistemler, kültür, sanat, spor, bilim, örgüt ve birlikler, teknoloji, psikoloji  bekliyor?

Bu geniş zamanlarda hayatta kalma, hasta olmama, sevdiklerini koruma içgüdüsü yanında mutlaka sizler de bu konular hakkında düşünmüşsünüzdür.

‘Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak’ dediğinizi duyar gibiyim.

Peki o zaman hazırsanız sorayım; ‘bugünden mi korkmalıyız, yoksa yarından mı?’

Ya da ‘çok abartıyoruz, insanoğlu bugüne kadar neleri unutmadı ki bir sonraki virüse dek unutur gideriz’ mi diyorsunuz?

Çok uzun zamandır ülkesini ve milletini seven bu işlere kafasını yoran bir yurttaş olarak yaptığım paylaşımlarda bugünleri işaret etmiştim. Kısır tartışmalara ve polemiğe girmeden aklım ve bilgim yettiğince geleceğe ışık tutabilmek adına düşüncelerimi paylaşmak istiyorum.

‘Nasıl bir dünya bizi bekliyor’dan önce kısa bir değerlendirme yapmak istiyorum.

Şöyle ki;

Salgında en kallavi ülkelerin dahi sınıfta kaldığını, birbirlerinin sağlık malzemelerine çöktüğünü, her ülkenin ancak kendine yettiğini, sınırlarını kapadığını, sosyal devletin, güçlü merkez bankalarının, sağlık çalışanları ve sağlık hizmetlerinin, kendi kendine yetmenin ne kadar önemli olduğunu gördük.

Anlaşılan dünya beşten bile büyük değilmiş! 

Salgınla ilgili olarak salgının dünyadaki gelişimini gördüğü halde tüm ekonomik gerekçeler ve korkular geriye itilmek suretiyle radikal önlemleri almayan, izolasyonu sağlamakta tereddüt eden ülkelerin ve maalesef ülkemizin hali ortada.

Allah’tan birçok ülkeye göre iyi bir sağlık sistemimiz ve fedakar sağlık çalışanlarımız var. Lakin yayılma hızını bir an önce durdurmamız ve kurallara uymamız lazım; zira İstanbul’da yoğun bakım şimdiden dolmuş durumda.

Bu bağlamda sağlık, elektrik, doğalgaz gibi hayati hizmetlerin özelleştirilmemesi, vatandaşı müşteri gibi görmeme gerçeğini umarım herkes anlamıştır. Takip edenler hatırlayacak, salgından önce elektrik hizmetleri ile ilgili paylaşımlar yapmıştım.

İnsanı yaşat ki devlet yaşasın felsefesi yanında güçlü millet, güçlü devlet, kriz yönetimi, toplum mühendisliği kavramlarının önemi bir kez daha ortaya çıkmıştır.

Bugüne kadar her kriz ve olayda toplum mühendisliğini iyi kullanan ve kazanç sağlayanlar, bu kez sınıfta kaldı.

Neden mi?

Salgınla ilgili alınan ekonomik kararlar, ülkenin yarıdan fazlasının açlık ve yoksulluk sınırının altında  yaşayan toplum geneline hitap etmediği gibi kara ve hava ulaşımın duracağı aşikarken alınan KDV indirimleri, ertelenen konaklama vergisi ve harcamaların durduğu anda emlak alımında tanınan avantajlar oldukça tepki topladı.

Sonrasında başlatılan yardım kampanyası da tuzu biberi oldu. Burada yapılan sosyolojik hata kampanya değil, bunun bizzat siyasi cb eliyle yapılmasıydı. Zira ilk kampanya yapılması gerektiğini, ramazan yardımlarının öne alınmasını ben de sayfamda paylaşmıştım.

Bana kalırsa kampanya bizzat TBMM Başkanlığı’nca başlatılmalı ve Cumhurbaşkanı sonrasında katılım yapmalıydı. 

Tersi olunca diğer ülkelerin yaptıklarının yanında ekonomik paketten rahatsız olan partili/partisiz herkes deprem vergileri, ihtiyat akçeleri, işsizlik fonu, sarayın harcamaları, silinen vergi borçlarını sorgulamaya başladı. Görünen o ki; birileri ısrarla Cumhurbaşkanına hata üstüne hata yaptırıyordu. Aynı hata bilim kurulunun önerdiği tedbirlerin Cumhurbaşkanına sunulma  sürecinde de yaşanıyor. Bu nedenle Cumhurbaşkanının büyük bir kabine, danışman revizyonuna gitmesi gerekiyor.

Millet ittifakı nezdinde belediyelerimizin salgın nedeniyle yaptığı başarılı çalışmalar gelecek adına umut verdiği gibi iktidarın bu zamanda bile siyaset dilini yumuşatmıyor.

Elektrik ve doğalgazda istenen adımları atmayan ve bir iki aylığına da olsa hane halkları için özel sektöre ‘dur’ demeyen iktidar kaybediyor.

Yerele gelecek olursak; bugünlerde belediyemizin attığı adımları ben daha çok az vaka varken 19 Mart 2020 tarihli Bursa Büyükşehir Belediye Meclisi toplantısında dile getirmiştim. Yapılan tüm hizmetler için parti ayrımı yapmaksızın emeği geçen herkese çok teşekkür ediyorum.

Bu manada yerel yönetimlerin önemi bir kez daha ortaya çıkmış olup artık belediyelerin hangi konuda olursa olsun boşa harcayacak tek bir lirası dahi yoktur.

Yazımın başındaki sorulara dönecek olursak; 

‘Corona sonrası nasıl bir dünya’ sorusuna cevap vermek için henüz çok erken.

Yakın süreçte tüm insanların yaşam, gelecek, beslenme, alışveriş, alkol ve sigara tüketim gibi alışkanlıkları değişecek. Düzenli ve dengeli beslenme, GDO’suz ürünler ön plana çıkacaktır.

Toplumcu, dayanışmacı toplumlar ya da insan tipi mi ortaya çıkacak ya da tam tersi mi? 

Düşünsenize; virüs öncesi gittikçe ayrışan, radikalleşen, milliyetçi bir çizgiye kayan, göçmen karşıtı ülkeler ve seçimler ön plandaydı.

Bakın Macaristan’a; Urban, parlamentoyu askıya aldı, Putin daha da güçlendi, AB çatırdıyor. İtalya ve İspanya kaderine terk edildi bile.

Öte yandan Rusya, İtalya’ya ekip ve yardım gönderirken ezeli düşman ABD’ye de yardım elini uzattı. Sınırlar bir yandan kapanırken diğer yandan da genişliyor.

Değişmeyen tek şey var, insana bakış açısı!

Kaderine terk edilen yaşlılar ve ‘aşıyı Afrika halkları üzerinde deneyelim’ diyen Fransızlar.

Bu bağlamda toplumcu, dayanışmacı, insan yanlısı değişimler zor gibi. Kapitalizmin bu kaos ortamında birçok kazanımı, özgürlüğü sınırlaması daha da muhtemel.

En azından ülkemize bakalım, son 20 yılın pısırık, ezberler ve doğmalarla yetişen, evinde tablet ve akıllı telefonlara hapsolan, şartları çabucak kabullenen gençlerle özlenen günler çok yakın olmasa gerek. Bu nedenle öncelikle özlenen sistemi kuracak ekonomik ve toplumsal dinamiklerin oluşması, ardından bizi bu sisteme taşıyacak unsurların ortaya çıkması gerekiyor.

Bilim, sağlık harcamaları öne çıkacağı gibi dini kullanan ruhban sınıfı büyük darbe alacaktır. 

Sosyal mesafe korunması daha ne kadar etkili olur, spor, sahne, sosyal etkinlikler ne kadar etkilenir; yaşayıp göreceğiz. İnsanların tüketim harcamaları, tercihleri, alışkanlıkları, düşünceleri değişecek olup yeni bir arz/talep dengesi oluşacaktır.

 

5G teknolojisi üzerinde çok duruluyor ki 2018 yılı Davos konferansında insanların davranışlarının elektromanyetik dalgalarla yönetileceğini bu sayfalarda paylaştığım gibi; CHP danışma toplantılarında da bu hususu sıkça dile getirdim ve Ukrayna, Fransa seçimlerini anlattım.

Bugün 4G teknolojisi ile 5 dakikada indirdiğiniz dosyayı 5G’de saniyeler içinde yapacaksınız ki salgında gördüğünüz üzere Çin’deki uygulamalar, kullanılan programlar şimdiden insan hayatını digital kontrol ve takibe aldı bile.

Dijital para, kontrol altına alınan insanlık, çipler, nano teknolojiler hepsi yakında bu gezegende.

Blokchain teknolojisi artık her ulus için çok önemli, lakin artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak!

Bu arada ‘salgın nedeniyle dünyayı açık hava laboratuarına çevirdiler ve ölçüm, deney yapıyorlar’ demiştim.

Hava kirliliği azaldı, Venedik’te yunuslar, balıklar kanalda yüzüyor, birçok hayvan dünya şehirlerine indi, dünyanın titreşimi, yükü azaldı. Bizleri de psikolojik olarak izliyorlar.

Gıda güvenliği ve arzı, bundan böyle çok önemli; tıpkı mavi altın su gibi.

İnsanlığın kör, sağır ve dilsiz olduğu bu ahir zamanda şimdilik bu kadar.

Kalın sağlıcakla…

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ