Ümmet ütopyası saçmalığına rağmen Türk olmanın mecburiyeti

Ümmet ütopyası saçmalığına rağmen Türk olmanın mecburiyeti

Hoca Ahmet Yesevi, “Din bir tercih, Türklük ise kaderimizdir.” der.

“Din bir tercih konusu, milliyet ise kader konusudur. Eğer İslam bir ruh kimliği olsaydı ve ruhların yaratıldığı sırada topluca bütün ruhlara başlı başına bir program şeklinde yüklenseydi, bugün dünyada yaşayan herkesin Müslüman olması gerekirdi. Oysa bugün yeryüzünde bulunan yaklaşık 7 milyar insandan ancak 1.5 milyar kadarı Müslüman’dır.”

Siyasal ümmetçilik; bir gerçeklik olan milliyet kavramını reddederek mensubu olduğumuz İslam dinine de aykırı bir şekilde yeni ütopik bir toplum inşa etme derdine düştü. Bu ilkel anlayış, İslam dünyasını tarumar ederken esintileri de özellikle AKP iktidarıyla ülkemizde bütün kurumları, toplumsal katmanları ve birey devlet ilişkisini de kargaşaya sürükledi.

Türk olmayı suç hatta dinden çıkma şeklinde kitlelere sunan, Türk devletinde Türk vurgusunu kaldıran, Türk’e ait kanla yazılmış izleri silen bu aidiyetsiz, kimliksiz güruh 5 bin yıllık kadim kültüre sahip Türk milletini Mezopotamya’nın daha aşiretleşmemiş, aşiret öncesi kabileleriyle bir tutarak bu coğrafyada yeni bir millet yaratma derdine düştü.

Türk devletinin kurucu felsefesine, kurucularına, kurumlarına savaş açarak işe başladı. Ortadoğu menşeli ne kadar ihanet oyunu varsa hepsini birer birer servis ederek Türk’ün coğrafyasında Türk’ün gözyaşlarının akmasını sağladı. Hukuk sistemimizi bedevileştirmeyle işe girişti. 3 bin yıllık Türk ordusuna tarihte görülmemiş kahpe oyunlarla kumpaslar kurarak Türk’ün direncini kırdı.

Tarihte hiçbir zaman Türk devleti teröristlerle masada pazarlık yapmazken Oslo ile başlayan, Dolmabahçe sarayında izdivaca dönüşen, Habur rezaletiyle zirve yapan rezaletleri yaşattı. Teröristlerle ateşkes yaparak bir bölgemizin hendeklerle, tünellerle işgal edilmesine sebep oldu. İslam coğrafyasında ne kadar ilkel, meczup tarikat -cemaat ve aşiret türevleri varsa hepsiyle yol arkadaşlığı yaparak Türk devletinin sokağa dökülmesini sağladı.

Eğitimde, dindar nesil adı altında kindar ve ilkel bir nesil yetiştirmeyi yeğledi. Sorgulama, muhakeme ve sentez yapma gibi ulvi melekeler artık bu eğitim sisteminde yer bulamaz oldu. “Gözlerimi kaparım, görevimi yaparım” anlayışı geçerli düstur halini aldı. Liyakat, uzmanlık, işin ehli olma yerine partinin adamı olma yeterli neden kabul edildi.

Diyanet İşleri Başkanlığı tarihte görülmemiş şekilde politize edildi. Camiler, Kur’an kursları ve yan kuruluşu vakıflar devlette paralel yapılara dönüşerek emen, kemiren, devletin imkanlarından yararlanan asalak kuruluşlara dönüştürüldü. Her mahalleye değil, her sokağa devasa camiler yapılarak Emevi zihniyetinin ihtişamı gölgesinde toplum uyuşturulmaya çalışıldı.

Tek kişi ucube yönetimine geçilerek Ortadoğu devlet modeliyle moderniteden tamamen uzaklaşıldı. Hukuk yerini tek kişi yönetimi ile keyfiliğin sıradanlaşması sağlandı. Kayınpeder lider, damat hazine başında bir devlet anlayışına pervasızca geçildi.

Ekonomik kriz toplumun gırtlağını sıkarken istatistik bilgileriyle sanal Türkiye hikayeleriyle toplumu uyutmaya devam ettiler.

Dış politikada tarihte görülmemiş en büyük ihaneti yaşattılar. Parti militanları, Türk’e kuyruk acısı olanlar hariciyeci oldu. Mazlum Türklüğümüz, Rabia işareti ve Filistin kardeşliği gölgesinde kaldı. Emevi Camii’nde Cuma namazı kılmak niyetindeyken kendi elleriyle Suriye’de bir Kürt oluşumuna zemin hazırladılar.

Peki, bütün bu icraatlar sonucunda ne mi oldu?

Türk ordusuna kurulan kumpasla Fetöcüler orduyu ele geçirerek bizlere 15 Temmuz darbe teşebbüsünü yaşattı. Türk milleti iktidarın beceriksizliği sonucu sokağa dökülen devleti sokaktan topladı.

Teröristlerle pazarlık sonucu işgal edilen vatan topraklarında; tünelleri, hendekleri teröristlerin başına geçiren Türk ordusu, 793 Türk evladını şehit vererek o kutsal toprakları teröristlerden temizledi.

İktidarın beceriksiz, başarısız dış politikası sonucu Türkiye Cumhuriyeti devleti Barış Pınarı Hareketi’ni yapmak zorunda bırakıldı. Bu süreç daha devam ediyor. Türk’ün kara gününde Filistin devleti dahil olmak üzere Müslüman ülkelerin ekseriyeti haçlı zihniyetiyle birleşerek Türkiye Cumhuriyeti devletine ve Türk milletine karşı bir koalisyon oluşturdu. Nerede Müslüman kardeşliği, nerede Ümmetim anlayışı?

Bu süreçte Türk devletleri ve toplulukları Türkiye Cumhuriyet’ini kayıtsız şartsız desteklediler. İktidar da ilk kez zora düştüğü için Türk milleti, Türk devleti ve Türk coğrafyası adını kullanmak zorunda kaldı. Türk; zorda kalındığı zaman hatırlanan bir güç, imdadımıza yetişen bir kudretin adı olduğunu acaba sahte İslamcılarımız şimdi öğrendi mi?

Sanmıyorum.

Türklük kaderimiz derken, Hoca Ahmet Yesevi boşuna dememiştir.

Evet, siz bize sahte İslamcılığı öğretemediniz, öğretemezsiniz ama bilin ki; biz size bu zor anlarda Türklüğü bütün haşmetiyle öğreteceğiz.

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ